sevgili günlük0 yorum var - 11 Mart 2008 11:21Sorun ettiğimiz şeyler, onları kafamızda büyüttüğümüzden. Etmediklerimiz ise onların küçük kalmasını biz öyle tercih ettiğimizden… Trafikte çıldırmak örneğin. “Sinirlen” komutunu beyne veren yine biz değil miyiz? Her ne kadar dış etkenler bizi kışkırtsa da; “ben bunları daha önce de gördüm, sonuç değişmiyor; salla” diyebilmek çok mu büyük bir beceri istiyor? [Adım adım ilerleyen trafik, esasında kendimizle baş başa kalabildiğimiz ender zamanlardan değil mi? Düşünmek için, müzik dinlemek için, bir şeyler okumak için, etrafta koşuşturan insanları gözlemlemek için… Kitap yazılır!] Sanırım her şey beynimize ne kadar hükmedebildiğimizle ilgili. Beynimiz mi bizi yönetiyor, biz mi onu? Her şey bizde gizli. Gıcık olduğumuz biri, [bizim irademiz dışında etki alanımızda olmaya devam ediyorsa] onun gıcık yanlarını gören yine bizim gözlerimiz değil mi? Veya iyi taraflarını görmek istemeyen? Bir kimsenin sevilecek hiçbir tarafının olmamasına imkan yok nasılsa. O halde beynimiz istesin yeter ki. Daha doğrusu biz o komutu verebilelim ona. Beynim, benim kontrolüm dışında, benden habersiz işler yaptığında daha uyanık olmak… Keyifli anlarda bizi şımartmasına karışmasak da… Diğer durumlarda “dur bir dakika.. nabzım artmaya başladı.. İzin verirsem daha da artacak, başka bir yol olmalı” demeyi hatırlayabilmekten bahsediyorum. İstisnalar var tabii ki. Aşk gibi, ölüm gibi… Onları “eşsiz” kılan da, sanırım öyle akıl oyunlarıyla falan pek kolay yönetilemediği. Neyse… Bu konu hakkında daha konuşuruz da, asıl demek istediğim bunun hayata bağlanışıydı! Müşfik Kenter ve Zuhal Olcay’ın [Gecenin Öteki Yüzü] şu muhteşem sahnesini seyredelim önce. Ne kadar çok şey anlatıyor bu üç buçuk dakika. “Madem ateşin var, ne duruyorsun karanlıkta.” O ateşin diğer adı “sevgi” ise eğer; çiçeğe, böceğe, sevgiliye de fark etmiyorsa üstelik… Beynimin yetmediği yerlerde, onun gücü yetmez mi tüm dertleri yakmaya? Alinti (TUNC KILINC) |